You are currently browsing the category archive for the ‘Mimari’ category.

I. Mekân, bir varolma biçimidir. İçkin varlığın önsel koşuludur. Ontolojik olarak hem önceliğe değgin, hem esnasındadır. Varolurken vareder. Mekân kendinden soyutlanamayan oluşun yüzlerinden biridir.

II. Mekân pek çok biçimde varolabilir. Varlığın özüne ilişkin olması, ona yüklenen anlamların değişebilirliğini sağlar, yanı sıra res extensa olarak alımlanma şekilleri doğrudan res cogitansa bağlanır.

III. Nesnel varoluş, zuhur etme yönünden insanı da kuşatır biçimde, mekânsallıktır. Mekân, ontolojinin nesneler dünyasıdır. İçkin, varlığı mekânsallığıyken, mekânın dönüşümüyle ilgilenir.

IV. Öznenin varlığı mekânla ilişkilenmeyebilir. Özne, kendi’yi barındıran cisimselliğe bağlandığından mekânla ilişkisinin gerekliliği sonuçsuz bir tartışma olsa da, bunu sorgulamak öznenin varlığını anlamaya ilişkin bir çaba olması bakımından değerlidir. Zorunlu mekâna kaçınılmaz değinir, buysa içkin olmayanın anlaşılmasında (tabii ki gölgeleri olarak) bir yoldur.

V. Mekâna ilişkin her tür sorgulama, varlıkla ilgilenmenin bir şeklidir. Öznenin varoluşu bu anlamda değerlendirilmeye çalışıldığında, yetersizlik bilinci ağır olacak halde, insani bir çaba ortaya konulmuş olur.

VI. Sembolik aşkın teoloji ise, aşkın’ın düşünülen zuhuru yine mekânla anlam kazanır, çünkü nesnel varlığı mekâna zorunlu olan, alımlamasını başka pencerede gerçekleştiremez; anlayamaz, anlamlandıramaz. Anlam haritasına sunulanlar mekânsallığı barındırır.

VII. Mekânın şekillenmesinin görsel yolları her tür edimle ortaya çıkar. İmar, yoğurma ve yontma bu edim yollarından bazılarıdır.

VIII. Mimari ve heykel, mekânın şekillendirilmesinin çeşitli biçimleridir ve ikisi de öze ilişkindir. Amaçları değişse dahi, tözsel bağlamları aynı köktendir ve bu bakımdan ikisinden de ilk tahlilde salt varlık sorunsalı olarak bahsedilebilir. Ereksel anlam ortaya çıkmadığı, yani nitelikleri özellik kazanmadığı sürece, ikisinden aynı kavramlar olarak (varoluş şekillenmesi) bahsedilebilir.

IX. Fakat mimari kaçınılmaz olarak içinde yaşanılan şekillendirilmiş mekândır, heykelse sonrasal bir amaç için (varlığın özüne ilişkin bir sorgulama ya da yansıma veya tapınmak, göstermek, bilinç sunmak vs. olarak) var edilir. Demek ki ontolojik nitelikleri esnasında olarak değil, öncesinde olarak anlaşılmalıdır. Başka bir deyişle, ilksel aynılıkları yaratım-içinden değil, yaratım-öncesindendir. Benzerlikleri varoluşsaldır, tezahürleriyse kaçınılmaz olarak ayrılır.

X. O halde öze ilişkin sorgulamalar için, ikisine de varoluşta gerçekleştirilen şekillendirmeler olarak bakılabilir.

XI. Mekân sorgulamaları bize doğrudan bir fayda sağlamaz, fayda bu çaba esnasında ulaşılan çıkarsamalar olabilir. Sorgulamamız neticelenmeyecekse de, bu bizim onun neticelenmesini ümit etmemize engel teşkil etmez.

Varoluşun makamı, mekânın bekasıdır.

 

il-lee-untitled-978-q-1997-1998.gif

Il Lee, Untitled 978 Q, 1997-1998

Reklamlar

Toplumsal kültür ile evrensel kültür ayrımı hemen her yerde, pek çok şekilde çıkıyor karşımıza. Geleneksel yaklaşımlarla (fikirler, yaşam biçimleri, eserler) özgün yaklaşımlar (bireyselliğin öne çıkması, kozmopolit yaşam biçimleri ve buna uygun ortak yargı eserleri) arasında ayrım olduğu muhakkak; peki bu ayrımı nerede, ne şekilde koyacağız? Dr. Elif Ayşe Dora’nın İçmimarlıkta Hacim Tasarımının Kültür Boyutu başlıklı yazısı (Yapı, Haziran 2007)  sorduğu üç soru ve peşinden sunduğu kısa açıklamalarıyla oldukça yapıcı bir biçimde, önemli bir noktayı işaret ediyor:

• Toplum-Mekân-Kültür birlikteliğinde, toplumsal, yöresel ve etik özellikler nasıl yol gösterici olmalıdır?

  •Tasarımlar yanılgılı saplantılardan nasıl korunabilir?

 •Toplumlar arası ortak buluşma ve uyumlar çoğalmalı ya da eksilmeli midir? Örneğin, özgün tasarımlar içindeki Japon, Arap, Avrupa, Amerika, Türk vb. ulusal özellikler birbirlerinden nasıl ayırt edilebilir? Yöresellik ve evrensellik nerelerde bulunur ya da bir arada olamazlar?”

Bu soruların ardından bahsettiği kavramları tanımladıktan sonra yazısını şu cümlelerle noktalıyor: “Önemli olan, birçok kültürün (toplumun) yaşam biçimlerini inceledikten sonra, mekân tasarımcısının yüzeysel saplantılarda kalmamasıdır. Toplumun özellikleri, mekân tasarımı açısından yol gösterici kaynaklar olmalıdır. Tasarım kuramları ile anlatım yöntemleri yalnızca araçtır. Bu nedenle her tasarımcı, başarılı bir ayıklayıcı ve sonra yeniden kurgulayıcıdır. Mekân düzenlemelerinde, kurguların gerisindeki gerçek yaşam özelliklerinin bilinmesi gerekmektedir. Yaşam özelliklerinin sentezlenmesi ve yeniden yorumlanmasında, içmimarlık kavramında kültür bu anlamda ele alınmalıdır. Sonuçta, varılacak yer yine insan ve onun yaşamıdır.” 

“Yaşam özelliklerinin sentezlenmesi ve yeniden yorumlanması” çok açık, süreci çok net yansıtan bir ifade. Kültürün anlamlandırılmasından (pozitif bilgi) bireyselliğe, yaratıcının kendiliğine geçişin, technenin yolunu açan ve bireysel olana söz hakkı tanıyan yapıcı tanımlamanın yöntemini ortaya koyuyor. Sonuç cümlesiyle de, epistemenin ve çıkarsamaların soyut niteliğini ve onların yine insan’a anlam kazandırmasıyla son tahlilde yalnızca bir süreç olduğunu unutmamamız gerektiğini bize hatırlatıyor.

Kavramsal çelişkiler çoğunlukla amaçla aracın karıştırılmasından kaynaklanıyor. Kantvarî ifadeyle, pratikle teoriyi asla birleştiremeyecek olsak da, bu durum bizim bu birleşmeyi umut etmemize engel teşkil etmez. Çünkü birleşmenin gerçekleşmesi değil, bu gerçekleşmenin süreci önemli. Amacın sonuca ulaşmak değil, sonuca giden yolun ta kendisi olduğunu unutmamak gerek.

 

minyatür  ak

 

ertegunhouseoblique400.jpg  arolat.jpg

 

serkan_ozkaya_1.jpg

 

Çalışmalar sırasıyla Matrakçı Nasuh, Kanuni’nin İran Elçisini Kabulü (Süleymanname); Erol Akyavaş, Kerbela, 1983; Turgut Cansever, Ertegün Evi (Bodrum), 1973;  Emre Arolat, Bijoux Plaza (İstanbul) ve Serkan Özkaya, Davut (Michelangelo’dan esinle), 2005

Bir an için disiplinlerin epistemelerini bir kenara bırakalım, yalnızca görsel kodlara, duy(g)usal alımlamamıza yoğunlaşalım. Şöyle bir gevşeyip yalnızca görünüme baktığımızda, farklı disiplinlerde ortak olan noktayı, görsel ifadenin en dolaysız ve yalın aracı çizgiyi görürüz. Yerleşmiş düşüncelerimizi endüklediğimizde oluşacak akım pre-bilgisel, başlangıca değgin ve en saf yaratım biçimini (ya da anlayışını) tetikleyecek, kendi bilincimizde yarattığımız, adeta dogmatik ama (tüm dogmalarda olduğu üzere) nedeni bilinmeyen sınırları ortadan kaldıracaktır.

 

hadid-bmw.jpg

BMW Merkez Binası, Almanya (Hadid)

wally118.jpg

118 Wallypower

valleaceron-chapel.jpg

Valleaceron Şapeli, İspanya (Sancho-Madridejos)

lamborghini-murcielago-lp640-versace_2.jpg

Lamborghini Murcielago

 

Söz konusu olan yaratıcı edimse, dışavurumların girdiği biçim, disiplinlerin fiziksel ve bilgisel zorunlulukları dışında birbirinden farklı süreçlere tabi olmaz. Plastik anlatımın snırları içerisine birbirleriyle sürekli kesişen heykel, mimari ve tasarım kümelerini yerleştirmekte hiçbir sakınca yok. Zaten 21. yüzyılın görsel kültürü, modern uzmanlaşma anlayışının yavaşça terk edildiğini gösteren örneklerle dolu.

 

şiir
Ekim 2017
P S Ç P C C P
« Eyl    
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  
Günümüz dünyası sanat yorumlarına alternatif bakışlar arıyor. Buysa ‘insan’ temelli her tür kavramsal konuyu incelemeye dahil ediyor. İnsanı tahlil etmeye başladığımızda ortalık bir nebze aydınlanacaksa, disiplinlerin farklılığı vesvesesini bir kenara bırakıp olan biteni farklı okumalarla anlamaya çalışmamız en makul yol olacaktır.
fikir
cc

İstatistik

  • 42,964 vuruş