Toplumsal kültür ile evrensel kültür ayrımı hemen her yerde, pek çok şekilde çıkıyor karşımıza. Geleneksel yaklaşımlarla (fikirler, yaşam biçimleri, eserler) özgün yaklaşımlar (bireyselliğin öne çıkması, kozmopolit yaşam biçimleri ve buna uygun ortak yargı eserleri) arasında ayrım olduğu muhakkak; peki bu ayrımı nerede, ne şekilde koyacağız? Dr. Elif Ayşe Dora’nın İçmimarlıkta Hacim Tasarımının Kültür Boyutu başlıklı yazısı (Yapı, Haziran 2007)  sorduğu üç soru ve peşinden sunduğu kısa açıklamalarıyla oldukça yapıcı bir biçimde, önemli bir noktayı işaret ediyor:

• Toplum-Mekân-Kültür birlikteliğinde, toplumsal, yöresel ve etik özellikler nasıl yol gösterici olmalıdır?

  •Tasarımlar yanılgılı saplantılardan nasıl korunabilir?

 •Toplumlar arası ortak buluşma ve uyumlar çoğalmalı ya da eksilmeli midir? Örneğin, özgün tasarımlar içindeki Japon, Arap, Avrupa, Amerika, Türk vb. ulusal özellikler birbirlerinden nasıl ayırt edilebilir? Yöresellik ve evrensellik nerelerde bulunur ya da bir arada olamazlar?”

Bu soruların ardından bahsettiği kavramları tanımladıktan sonra yazısını şu cümlelerle noktalıyor: “Önemli olan, birçok kültürün (toplumun) yaşam biçimlerini inceledikten sonra, mekân tasarımcısının yüzeysel saplantılarda kalmamasıdır. Toplumun özellikleri, mekân tasarımı açısından yol gösterici kaynaklar olmalıdır. Tasarım kuramları ile anlatım yöntemleri yalnızca araçtır. Bu nedenle her tasarımcı, başarılı bir ayıklayıcı ve sonra yeniden kurgulayıcıdır. Mekân düzenlemelerinde, kurguların gerisindeki gerçek yaşam özelliklerinin bilinmesi gerekmektedir. Yaşam özelliklerinin sentezlenmesi ve yeniden yorumlanmasında, içmimarlık kavramında kültür bu anlamda ele alınmalıdır. Sonuçta, varılacak yer yine insan ve onun yaşamıdır.” 

“Yaşam özelliklerinin sentezlenmesi ve yeniden yorumlanması” çok açık, süreci çok net yansıtan bir ifade. Kültürün anlamlandırılmasından (pozitif bilgi) bireyselliğe, yaratıcının kendiliğine geçişin, technenin yolunu açan ve bireysel olana söz hakkı tanıyan yapıcı tanımlamanın yöntemini ortaya koyuyor. Sonuç cümlesiyle de, epistemenin ve çıkarsamaların soyut niteliğini ve onların yine insan’a anlam kazandırmasıyla son tahlilde yalnızca bir süreç olduğunu unutmamamız gerektiğini bize hatırlatıyor.

Kavramsal çelişkiler çoğunlukla amaçla aracın karıştırılmasından kaynaklanıyor. Kantvarî ifadeyle, pratikle teoriyi asla birleştiremeyecek olsak da, bu durum bizim bu birleşmeyi umut etmemize engel teşkil etmez. Çünkü birleşmenin gerçekleşmesi değil, bu gerçekleşmenin süreci önemli. Amacın sonuca ulaşmak değil, sonuca giden yolun ta kendisi olduğunu unutmamak gerek.

 

minyatür  ak

 

ertegunhouseoblique400.jpg  arolat.jpg

 

serkan_ozkaya_1.jpg

 

Çalışmalar sırasıyla Matrakçı Nasuh, Kanuni’nin İran Elçisini Kabulü (Süleymanname); Erol Akyavaş, Kerbela, 1983; Turgut Cansever, Ertegün Evi (Bodrum), 1973;  Emre Arolat, Bijoux Plaza (İstanbul) ve Serkan Özkaya, Davut (Michelangelo’dan esinle), 2005

Reklamlar