<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
		>
<channel>
	<title>Söylem-Zaman İlişkisi Üzerine yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://proetcontra.wordpress.com/2007/09/10/soylem-zaman-iliskisi-uzerine/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://proetcontra.wordpress.com/2007/09/10/soylem-zaman-iliskisi-uzerine/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 27 Oct 2009 09:09:41 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
		<item>
		<title>asianteory tarafından</title>
		<link>http://proetcontra.wordpress.com/2007/09/10/soylem-zaman-iliskisi-uzerine/#comment-170</link>
		<dc:creator>asianteory</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Oct 2009 09:09:41 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://proetcontra.wordpress.com/2007/09/10/soylem-zaman-iliskisi-uzerine/#comment-170</guid>
		<description>Asıl soru şudur ki An&#039;lar söylem var olmadan var olabilir mi ? acaba bu bağımlılık karşılıklı mıdır ? An&#039;lam her ele alındığında farklı bir An da var olacağından aslında önceki anlamla kesinlikle aynı olamaz. Yani her bir an bu geçmişe aitde olsa söylemle artık yeni olmaktadır. gelecek bile daha gelmeden bir An&#039;lam içermektedir geldiğindeki An&#039;lamdan farklı olarak. 
  An&#039;ları oluşturan daha küçük An&#039;lar eğer bir devinim yoksa da var mıdır ?
Bu konu yokluğun yokluğu konusu ile paralellik arzetmektedir.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Asıl soru şudur ki An&#8217;lar söylem var olmadan var olabilir mi ? acaba bu bağımlılık karşılıklı mıdır ? An&#8217;lam her ele alındığında farklı bir An da var olacağından aslında önceki anlamla kesinlikle aynı olamaz. Yani her bir an bu geçmişe aitde olsa söylemle artık yeni olmaktadır. gelecek bile daha gelmeden bir An&#8217;lam içermektedir geldiğindeki An&#8217;lamdan farklı olarak.<br />
  An&#8217;ları oluşturan daha küçük An&#8217;lar eğer bir devinim yoksa da var mıdır ?<br />
Bu konu yokluğun yokluğu konusu ile paralellik arzetmektedir.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>proetcontra tarafından</title>
		<link>http://proetcontra.wordpress.com/2007/09/10/soylem-zaman-iliskisi-uzerine/#comment-122</link>
		<dc:creator>proetcontra</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Sep 2007 22:01:13 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://proetcontra.wordpress.com/2007/09/10/soylem-zaman-iliskisi-uzerine/#comment-122</guid>
		<description>Arkadaşlar, çok yoğun bir dönemde olduğumdan ve kendi evime uzun zamandır yalnızca &#039;uğrayabildiğimden&#039; ne yazmaya vakit bulabildim ne sizin mekanları takip etmeye... Bunun için özür diliyorum. Bu tempo daha da yoğunlaşacak gibi görünüyor... Gidişatı kestiremiyorum, Allah sonumu hayır etsin.

Kacakkova dostum, gecikmiş bir şekilde &quot;Hoşbuldum üstat&quot; deyim, hakikaten hoş buldum. Yorumlar önemli yerlere gidiyor, benim lakırdımı netleştiriyor, benim kısıtlı görüşümü açımlıyor.

Canogar&#039;ın ilginç işleri var. Yansıtma çalışmaları çok keyifli. Kendi adını taşıyan sitesinde çalışmalarını kronolojik sırayla vermiş, görülmeye değer. İncelediğini tahmin ediyorum.

&quot;Bu bahse gelemedim bir türlü...&quot; derken söylenecekleri teker teker sıralamışsın. Bakalım meseleye geldiğinde neler duyacağız... &#039;Bilgi&#039; ve &#039;sınır&#039; yaklaşımları çok yerinde; bahsettiğin &#039;sınır&#039;lara ayrıntılı bir biçimde bakmalı...

Sevgili Tolga, zam(anlamak) yapıları söküp tekrar yerli yerine yerleştirebildiğimizde mümkün olabilecek mi bilmiyorum. An&#039;ı dışlamak mümkün görünmüyor bana; zamanın noktasal olduğunu söyleyerek [geçmiş, şimdi ve gelecek&#039;i bir (ya da adına her ne denecekse o) hale getirip] onu ortadan kaldırdığımızda yerine koyacağımız şey &#039;an&#039;dan başkası olmayacak gibi geliyor bana. Ve katışıksız eylem nedir, anlam olmadan da mümkün müdür eylem, bilemiyorum...

Lost, sufi dost, uzak kalmak benim için de rahatsızlık verici. Koşullar... Ah koşullar...

Makaleni heyecanla bekliyorum, bakalım nelerle karşılaşacağız... Verdiğin isimler meselede köşe taşları. Belki bir iki yakın zaman düşünürü ile sıkıntılı mevzular da irdelenebilir, buna yazının ardından bakmalı.

Estağfurullah diyerek yorumunun aklıma getirdiklerini sıralayım:

Düşünüş biçimi Mutlak&#039;a varacaksa sonsuzluğa ulaşmak makul. Bu (aşkın olan) kendi için de sözkonusu. Fakat anlamın anlamından (ya da anlamın hakikatinden) değil anlamdan bahsettiğimizde, benim karşıma sonsuz çıkmıyor. &#039;Buharsı&#039; hakikatin etrafında kırınımlar oluyor, farklı tayflarda farklı demetler ya da sicimler oynaşıyor. Yani o artık çaydanlıktan çıkan buhar değil; öyle olsa da değil. Görüntüsü farklı. Algılanışı farklı. Yeni bir &#039;söylem&#039; peteklenmiş etrafında, onu eski haliyle değerlendirmek sözkonusu değil. Mümkün olmasıysa şeytan aldatmacası, imkansızlığın sınırına dayatan bir vesvese.

&#039;Budur&#039;dan &#039;buydu&#039;ya geçişle &#039;tüm bunlardan sonra&#039; arasında, o &#039;sonra&#039;da, uzun bir &#039;tüm bunlar&#039; var. İşte biz orada serimlendik. Ardından belki sonsuzluk içinde akıp gideceğiz, sonsuzluk içimizden akıp gidecek (ya da oraya yerleşecek); fakat bizim sonra diyebileceğimiz bir tüm bunlarımız yok henüz. Önce o zemini aydınlatmak, orayı tamamlayıp &#039;tüm&#039; hale getirebilmek gerekli.

Hissediyor olmaya böylece hakkımız olacak. Ve bu koşullar içerisinde, his olmadan insan olunamayacağı bir nüve olarak duruyor elimizde.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Arkadaşlar, çok yoğun bir dönemde olduğumdan ve kendi evime uzun zamandır yalnızca &#8216;uğrayabildiğimden&#8217; ne yazmaya vakit bulabildim ne sizin mekanları takip etmeye&#8230; Bunun için özür diliyorum. Bu tempo daha da yoğunlaşacak gibi görünüyor&#8230; Gidişatı kestiremiyorum, Allah sonumu hayır etsin.</p>
<p>Kacakkova dostum, gecikmiş bir şekilde &#8220;Hoşbuldum üstat&#8221; deyim, hakikaten hoş buldum. Yorumlar önemli yerlere gidiyor, benim lakırdımı netleştiriyor, benim kısıtlı görüşümü açımlıyor.</p>
<p>Canogar&#8217;ın ilginç işleri var. Yansıtma çalışmaları çok keyifli. Kendi adını taşıyan sitesinde çalışmalarını kronolojik sırayla vermiş, görülmeye değer. İncelediğini tahmin ediyorum.</p>
<p>&#8220;Bu bahse gelemedim bir türlü&#8230;&#8221; derken söylenecekleri teker teker sıralamışsın. Bakalım meseleye geldiğinde neler duyacağız&#8230; &#8216;Bilgi&#8217; ve &#8217;sınır&#8217; yaklaşımları çok yerinde; bahsettiğin &#8217;sınır&#8217;lara ayrıntılı bir biçimde bakmalı&#8230;</p>
<p>Sevgili Tolga, zam(anlamak) yapıları söküp tekrar yerli yerine yerleştirebildiğimizde mümkün olabilecek mi bilmiyorum. An&#8217;ı dışlamak mümkün görünmüyor bana; zamanın noktasal olduğunu söyleyerek [geçmiş, şimdi ve gelecek'i bir (ya da adına her ne denecekse o) hale getirip] onu ortadan kaldırdığımızda yerine koyacağımız şey &#8216;an&#8217;dan başkası olmayacak gibi geliyor bana. Ve katışıksız eylem nedir, anlam olmadan da mümkün müdür eylem, bilemiyorum&#8230;</p>
<p>Lost, sufi dost, uzak kalmak benim için de rahatsızlık verici. Koşullar&#8230; Ah koşullar&#8230;</p>
<p>Makaleni heyecanla bekliyorum, bakalım nelerle karşılaşacağız&#8230; Verdiğin isimler meselede köşe taşları. Belki bir iki yakın zaman düşünürü ile sıkıntılı mevzular da irdelenebilir, buna yazının ardından bakmalı.</p>
<p>Estağfurullah diyerek yorumunun aklıma getirdiklerini sıralayım:</p>
<p>Düşünüş biçimi Mutlak&#8217;a varacaksa sonsuzluğa ulaşmak makul. Bu (aşkın olan) kendi için de sözkonusu. Fakat anlamın anlamından (ya da anlamın hakikatinden) değil anlamdan bahsettiğimizde, benim karşıma sonsuz çıkmıyor. &#8216;Buharsı&#8217; hakikatin etrafında kırınımlar oluyor, farklı tayflarda farklı demetler ya da sicimler oynaşıyor. Yani o artık çaydanlıktan çıkan buhar değil; öyle olsa da değil. Görüntüsü farklı. Algılanışı farklı. Yeni bir &#8217;söylem&#8217; peteklenmiş etrafında, onu eski haliyle değerlendirmek sözkonusu değil. Mümkün olmasıysa şeytan aldatmacası, imkansızlığın sınırına dayatan bir vesvese.</p>
<p>&#8216;Budur&#8217;dan &#8216;buydu&#8217;ya geçişle &#8216;tüm bunlardan sonra&#8217; arasında, o &#8217;sonra&#8217;da, uzun bir &#8216;tüm bunlar&#8217; var. İşte biz orada serimlendik. Ardından belki sonsuzluk içinde akıp gideceğiz, sonsuzluk içimizden akıp gidecek (ya da oraya yerleşecek); fakat bizim sonra diyebileceğimiz bir tüm bunlarımız yok henüz. Önce o zemini aydınlatmak, orayı tamamlayıp &#8216;tüm&#8217; hale getirebilmek gerekli.</p>
<p>Hissediyor olmaya böylece hakkımız olacak. Ve bu koşullar içerisinde, his olmadan insan olunamayacağı bir nüve olarak duruyor elimizde.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>thelosthighway tarafından</title>
		<link>http://proetcontra.wordpress.com/2007/09/10/soylem-zaman-iliskisi-uzerine/#comment-121</link>
		<dc:creator>thelosthighway</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Sep 2007 12:31:47 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://proetcontra.wordpress.com/2007/09/10/soylem-zaman-iliskisi-uzerine/#comment-121</guid>
		<description>merhaba,

uzun bir aradan sonra yeni yazılarını merakla beklediğimi, tiryalik yarattığını ve arayı bu kadar uzun tutmamak gerektiğini söylemek istiyorum.

Konu çetrefilli olduğu için yazı da çetrefilli olmuş. Zamanın ele avuca gelmezliği, söylemi de benzer bir biçimde etkilemekte. Yazını okuyunca benim mekanda alıntılarla katkıda bulunma ve daha çok yorumlarda bir yere varmaya gayretlerimizi tekrar hatırladım.

Sonra bu wordpressle ilgili halt ortaya çıkınca dağıldık ve sonra kovuğumuza çekildik gibi görünse de bu tartışmalar, yakınlarda noktayı koyacağımı umduğum ve başlığı &quot;Varlık Bakımından Zaman, Mekan ve Hareket&quot; olacak olan bir makaleyi doğurdu. bu anlamda izini sürmeye çalıştığımız meselelerin kendi adıma verimli olduğunu düşünüyorum. Hele hele konunun, bir adım sonrasında &quot;Hakikat Nedir?&quot; gibi bir soruya cevaplar sağlıyor olmasının da benim açımdan olağanüstü neticelere yol açtığını belirtmek istiyorum.

Bu kapsamda başta Aristo&#039;nun Metazifik&#039;i ve İbn Rüşd&#039;ün Metafizik Şerhi olmak üzere pek çok kaynağı tekrar elden geçirdiğimi söylemeliyim. Bu mevzuların ta oralara dayanmadan neticelendirilmesinin zor olduğunu, Herakleitos, Platon, İbn Sina, Kindi, Descartes, Newton, Spinoza, Kant ve Heidegger&#039;e dayanmadan ve Einstein ve Modern fiziğin üstatlarına değinmeden işin altından kalkmanın güç olduğunu ısrarla vurgulamak istiyorum şimdilik. 

Konuya dönersek. Zaman&#039;ın ve Söylem&#039;in işaret edilebilir ve/veya tesbit edilebilir olma zorluğunu ve devinim söz konusu olduğundan her durumda yeni bir söylemin zaruri bir şey haline geldiğini savlayan yazın bana, önceden yaptığım şu yorumu hatırlattı yeniden. Edepsizlik olarak kabul etmeyeceğini umarak o yorumu tekrar buraya almak istiyorum:

“Ben” Zaman, Mekan, Cisim ve Hareket’i düşününce Sonsuzluk’un karşısında buluveriyorum kendimi. Bu konulara dair bilgim, idrakim derinleştikçe içimdeki Sonsuzluk da derinleşiyor.

Şunu diyorum: Geçmiş’i düşündüğümde, bir Cismi, Zaman’ı, Hareket’i ve Mekan’ı olan Geçmiş’i düşündüğümde, onun artık uzaklarda bir Hayal gibi durduğunu, bir masal gibi olduğunu görüyorum.

Ya da Gelecek ile ilgili hayaller kuruyorum .... Böyle olduğunda da Gelecek bir masal gibi oluyor. Ve yine Cisim, Hareket, Zaman, Mekan hükmünü kaybediyor. 

Şimdi’yi düşünüyorum ama onu size gösteremiyorum. “Budur!” diyemiyorum. Mekan diyorum, Zaman diyorum, Hareket diyorum ama onu aştıkça, üzerinden geçtikçe, o beni aştıkça, üzerimden geçtikçe, olup bitince, geçmişleştikçe “İşte budur” dediğim şey, artık “işte budur” olmaktan çıkıp başka bir şey oluyor. Geçmiş oluyor. Olup bitiyor. O vakit yine “budur” dediğim varlık/oluş Cisimsizleşiyor, Zamansızlaşıyor, Mekansızlaşıyor, Hareketsizleşiyor.

Tüm bunlardan sonra

…
…
…

Sonsuzluğun İçinde akıp gittiğimi

…
…
…

Sonsuzluğun İçimden akıp gittiğini….

…
…
…

hissediyor oluyorum…</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>merhaba,</p>
<p>uzun bir aradan sonra yeni yazılarını merakla beklediğimi, tiryalik yarattığını ve arayı bu kadar uzun tutmamak gerektiğini söylemek istiyorum.</p>
<p>Konu çetrefilli olduğu için yazı da çetrefilli olmuş. Zamanın ele avuca gelmezliği, söylemi de benzer bir biçimde etkilemekte. Yazını okuyunca benim mekanda alıntılarla katkıda bulunma ve daha çok yorumlarda bir yere varmaya gayretlerimizi tekrar hatırladım.</p>
<p>Sonra bu wordpressle ilgili halt ortaya çıkınca dağıldık ve sonra kovuğumuza çekildik gibi görünse de bu tartışmalar, yakınlarda noktayı koyacağımı umduğum ve başlığı &#8220;Varlık Bakımından Zaman, Mekan ve Hareket&#8221; olacak olan bir makaleyi doğurdu. bu anlamda izini sürmeye çalıştığımız meselelerin kendi adıma verimli olduğunu düşünüyorum. Hele hele konunun, bir adım sonrasında &#8220;Hakikat Nedir?&#8221; gibi bir soruya cevaplar sağlıyor olmasının da benim açımdan olağanüstü neticelere yol açtığını belirtmek istiyorum.</p>
<p>Bu kapsamda başta Aristo&#8217;nun Metazifik&#8217;i ve İbn Rüşd&#8217;ün Metafizik Şerhi olmak üzere pek çok kaynağı tekrar elden geçirdiğimi söylemeliyim. Bu mevzuların ta oralara dayanmadan neticelendirilmesinin zor olduğunu, Herakleitos, Platon, İbn Sina, Kindi, Descartes, Newton, Spinoza, Kant ve Heidegger&#8217;e dayanmadan ve Einstein ve Modern fiziğin üstatlarına değinmeden işin altından kalkmanın güç olduğunu ısrarla vurgulamak istiyorum şimdilik. </p>
<p>Konuya dönersek. Zaman&#8217;ın ve Söylem&#8217;in işaret edilebilir ve/veya tesbit edilebilir olma zorluğunu ve devinim söz konusu olduğundan her durumda yeni bir söylemin zaruri bir şey haline geldiğini savlayan yazın bana, önceden yaptığım şu yorumu hatırlattı yeniden. Edepsizlik olarak kabul etmeyeceğini umarak o yorumu tekrar buraya almak istiyorum:</p>
<p>“Ben” Zaman, Mekan, Cisim ve Hareket’i düşününce Sonsuzluk’un karşısında buluveriyorum kendimi. Bu konulara dair bilgim, idrakim derinleştikçe içimdeki Sonsuzluk da derinleşiyor.</p>
<p>Şunu diyorum: Geçmiş’i düşündüğümde, bir Cismi, Zaman’ı, Hareket’i ve Mekan’ı olan Geçmiş’i düşündüğümde, onun artık uzaklarda bir Hayal gibi durduğunu, bir masal gibi olduğunu görüyorum.</p>
<p>Ya da Gelecek ile ilgili hayaller kuruyorum &#8230;. Böyle olduğunda da Gelecek bir masal gibi oluyor. Ve yine Cisim, Hareket, Zaman, Mekan hükmünü kaybediyor. </p>
<p>Şimdi’yi düşünüyorum ama onu size gösteremiyorum. “Budur!” diyemiyorum. Mekan diyorum, Zaman diyorum, Hareket diyorum ama onu aştıkça, üzerinden geçtikçe, o beni aştıkça, üzerimden geçtikçe, olup bitince, geçmişleştikçe “İşte budur” dediğim şey, artık “işte budur” olmaktan çıkıp başka bir şey oluyor. Geçmiş oluyor. Olup bitiyor. O vakit yine “budur” dediğim varlık/oluş Cisimsizleşiyor, Zamansızlaşıyor, Mekansızlaşıyor, Hareketsizleşiyor.</p>
<p>Tüm bunlardan sonra</p>
<p>…<br />
…<br />
…</p>
<p>Sonsuzluğun İçinde akıp gittiğimi</p>
<p>…<br />
…<br />
…</p>
<p>Sonsuzluğun İçimden akıp gittiğini….</p>
<p>…<br />
…<br />
…</p>
<p>hissediyor oluyorum…</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>tolga tarafından</title>
		<link>http://proetcontra.wordpress.com/2007/09/10/soylem-zaman-iliskisi-uzerine/#comment-120</link>
		<dc:creator>tolga</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Sep 2007 00:19:49 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://proetcontra.wordpress.com/2007/09/10/soylem-zaman-iliskisi-uzerine/#comment-120</guid>
		<description>Anlamak&#039;i an&#039;lamak olarak okuma fikri ilginc geldi... Peki zam&lt;i&gt;anlamak&lt;/i&gt; nasil okunmali? Zam&lt;i&gt;anlamak&lt;/i&gt;  an&#039;i dislamak olarak degerlendirilebilir mi? Yani &lt;i&gt;an&lt;/i&gt;lamak&#039;i disarida birakip, katisiksiz eylemek midir  zam&lt;i&gt;anlamak&lt;/i&gt;?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Anlamak&#8217;i an&#8217;lamak olarak okuma fikri ilginc geldi&#8230; Peki zam<i>anlamak</i> nasil okunmali? Zam<i>anlamak</i>  an&#8217;i dislamak olarak degerlendirilebilir mi? Yani <i>an</i>lamak&#8217;i disarida birakip, katisiksiz eylemek midir  zam<i>anlamak</i>?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>kacakkova tarafından</title>
		<link>http://proetcontra.wordpress.com/2007/09/10/soylem-zaman-iliskisi-uzerine/#comment-119</link>
		<dc:creator>kacakkova</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Sep 2007 13:11:50 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://proetcontra.wordpress.com/2007/09/10/soylem-zaman-iliskisi-uzerine/#comment-119</guid>
		<description>proc abi hosgeldın !,

Daniel Canogar ile ve bir calısmasıya beni tanıstırdıgın icin sagol.....eller ilginc....
söylem zaman ilişkisi, biilgi zaman ilişkisinin bir üst-teması ya da daha dogrusu belkide altyapısı gibi geliyor bana....
&quot;zaman&quot; dediğimiz şeyin ilk elden bir &quot;söylem&quot; olduğunu rahatlıkla söylebiliriz ama bu bizi fazlaca bir yere götürmez....ama söylem zaman&#039;ı &quot;zaman&quot; olarak anlamamızı yapılandıran öge olarak anlaşılmalıdır....bu böyle anlaşıldıgında bazı sınrıları varsaymak sözkonusu olabilir....birincisi zamanı yapılandıran söylemin gercek zamandan ayrı oldugunu varsamayı olanaklı kılan sınırdır....
ikincisi ise söylem zamanıyla zamanın söylemini ayıran sınırdır....
bunlar sanızorum bize bazı kuramsal/felsefi karışıklıklar konsunda yararlı olacaklardır....

&quot;....zamana bağlanan varlıktan ya da şimdi’de var olandan bahsetmek....&quot; dediğin nokta özellikle dikkatimi cekti....

&quot;simdi&quot;, varoldugunu söylezebilecegimiz  tek zaman dilimi ya da kesiti, ancak bizim simdi ile ilşkimiz belirlenebilir nitelikte deggil yine de....bunun sebebi yukarıda degidndigim ilk ayrım....dolaysız ilişkinin olanaksızlıgı hem söylem hem de zamanın kavranışında farklar ortaya çıkarır:

&quot;... ‘an’, kabul etmenin kaçınılmaz olduğu bellek’in ‘geçmiş’ ve ‘gelecek’iyle şekillenir, bu durumda söylemin şekillenişinin her farklı an için kökten farklı olduğu söylenemez&quot;.....

eger dogru anlıyorsam bu ifade &quot;gercek ve kavram olarak zaman&quot; konusunda cok önemli bir noktaya işaret etmektedir....

ben bi türlü gelemedim zaman bahsine......</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>proc abi hosgeldın !,</p>
<p>Daniel Canogar ile ve bir calısmasıya beni tanıstırdıgın icin sagol&#8230;..eller ilginc&#8230;.<br />
söylem zaman ilişkisi, biilgi zaman ilişkisinin bir üst-teması ya da daha dogrusu belkide altyapısı gibi geliyor bana&#8230;.<br />
&#8220;zaman&#8221; dediğimiz şeyin ilk elden bir &#8220;söylem&#8221; olduğunu rahatlıkla söylebiliriz ama bu bizi fazlaca bir yere götürmez&#8230;.ama söylem zaman&#8217;ı &#8220;zaman&#8221; olarak anlamamızı yapılandıran öge olarak anlaşılmalıdır&#8230;.bu böyle anlaşıldıgında bazı sınrıları varsaymak sözkonusu olabilir&#8230;.birincisi zamanı yapılandıran söylemin gercek zamandan ayrı oldugunu varsamayı olanaklı kılan sınırdır&#8230;.<br />
ikincisi ise söylem zamanıyla zamanın söylemini ayıran sınırdır&#8230;.<br />
bunlar sanızorum bize bazı kuramsal/felsefi karışıklıklar konsunda yararlı olacaklardır&#8230;.</p>
<p>&#8220;&#8230;.zamana bağlanan varlıktan ya da şimdi’de var olandan bahsetmek&#8230;.&#8221; dediğin nokta özellikle dikkatimi cekti&#8230;.</p>
<p>&#8220;simdi&#8221;, varoldugunu söylezebilecegimiz  tek zaman dilimi ya da kesiti, ancak bizim simdi ile ilşkimiz belirlenebilir nitelikte deggil yine de&#8230;.bunun sebebi yukarıda degidndigim ilk ayrım&#8230;.dolaysız ilişkinin olanaksızlıgı hem söylem hem de zamanın kavranışında farklar ortaya çıkarır:</p>
<p>&#8220;&#8230; ‘an’, kabul etmenin kaçınılmaz olduğu bellek’in ‘geçmiş’ ve ‘gelecek’iyle şekillenir, bu durumda söylemin şekillenişinin her farklı an için kökten farklı olduğu söylenemez&#8221;&#8230;..</p>
<p>eger dogru anlıyorsam bu ifade &#8220;gercek ve kavram olarak zaman&#8221; konusunda cok önemli bir noktaya işaret etmektedir&#8230;.</p>
<p>ben bi türlü gelemedim zaman bahsine&#8230;&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>
