<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
		>
<channel>
	<title>Mekân Üzerine yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://proetcontra.wordpress.com/2007/08/10/mekan-uzerine/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://proetcontra.wordpress.com/2007/08/10/mekan-uzerine/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 27 Oct 2009 09:09:41 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
		<item>
		<title>asianteory tarafından</title>
		<link>http://proetcontra.wordpress.com/2007/08/10/mekan-uzerine/#comment-169</link>
		<dc:creator>asianteory</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Oct 2009 08:53:24 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://proetcontra.wordpress.com/2007/08/10/mekan-uzerine/#comment-169</guid>
		<description>Mekan ise Hem yokluğu hem yokluğun yokluğunu içerebilen, belki varlığı konusunda tereddütlerimin olduğu bir olgudur. 
 Çünkü varlığı durumunda aynı anda yokluğunuda içerebiliyor.  
Bu kafa karıştırıcı durumun analizi oldukça zor gözüküyor.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Mekan ise Hem yokluğu hem yokluğun yokluğunu içerebilen, belki varlığı konusunda tereddütlerimin olduğu bir olgudur.<br />
 Çünkü varlığı durumunda aynı anda yokluğunuda içerebiliyor.<br />
Bu kafa karıştırıcı durumun analizi oldukça zor gözüküyor.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>asianteory tarafından</title>
		<link>http://proetcontra.wordpress.com/2007/08/10/mekan-uzerine/#comment-168</link>
		<dc:creator>asianteory</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Oct 2009 08:50:07 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://proetcontra.wordpress.com/2007/08/10/mekan-uzerine/#comment-168</guid>
		<description>merhaba güzel bir konu ben maddeye yokluğun yokluğu diyorum aslında sanırım gerçek yokluk maddenin kendisi , blogumda madde tanımlanamaz yazı dizisi var orada fiziksel olarak maddeyi boşluk denilen varlığı dolduran bir başka varlığı ve o varlığın olmamamsı durumunda maddenin var olacağını anlatıyorum. 
  Düşünceme göre madde dışında olan olguya bugün yokluk deniyorsa, yokluk&#039;un yok olması durumu yani madde gerçek anlamda bir boşluktur.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>merhaba güzel bir konu ben maddeye yokluğun yokluğu diyorum aslında sanırım gerçek yokluk maddenin kendisi , blogumda madde tanımlanamaz yazı dizisi var orada fiziksel olarak maddeyi boşluk denilen varlığı dolduran bir başka varlığı ve o varlığın olmamamsı durumunda maddenin var olacağını anlatıyorum.<br />
  Düşünceme göre madde dışında olan olguya bugün yokluk deniyorsa, yokluk&#8217;un yok olması durumu yani madde gerçek anlamda bir boşluktur.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>necdet, bu dizinin asıl kahramanı sensin.ama bunu bilmeden öleceksin! &#171; ey iki adımlık yerküre, senin tüm arka bahçelerini gördüm ben.. tarafından</title>
		<link>http://proetcontra.wordpress.com/2007/08/10/mekan-uzerine/#comment-132</link>
		<dc:creator>necdet, bu dizinin asıl kahramanı sensin.ama bunu bilmeden öleceksin! &#171; ey iki adımlık yerküre, senin tüm arka bahçelerini gördüm ben..</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Nov 2007 19:10:59 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://proetcontra.wordpress.com/2007/08/10/mekan-uzerine/#comment-132</guid>
		<description>[...] ekberin doğru demiş bence de leydim. mikrokozmosta durum daha karışık yani.. Banu: bu konuda pro et contra&#8217;nın sitede mekan konusunda boşluk vs derken girmiştik. ben uzun yorum okumuyorum biliyorsunuz şekerim :D dikkatim [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] ekberin doğru demiş bence de leydim. mikrokozmosta durum daha karışık yani.. Banu: bu konuda pro et contra&#8217;nın sitede mekan konusunda boşluk vs derken girmiştik. ben uzun yorum okumuyorum biliyorsunuz şekerim <img src='http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_biggrin.gif' alt=':D' class='wp-smiley' />  dikkatim [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>kacakkova tarafından</title>
		<link>http://proetcontra.wordpress.com/2007/08/10/mekan-uzerine/#comment-110</link>
		<dc:creator>kacakkova</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Aug 2007 23:03:22 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://proetcontra.wordpress.com/2007/08/10/mekan-uzerine/#comment-110</guid>
		<description>evet güzel yazı.....
gecenlerde mekan diye gugıldan aratınca cıkmıstı karsıma.hepsini okuyamıstım.sonrada cıkmıştı aklımdan.iyi oldu bu bağlantı.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>evet güzel yazı&#8230;..<br />
gecenlerde mekan diye gugıldan aratınca cıkmıstı karsıma.hepsini okuyamıstım.sonrada cıkmıştı aklımdan.iyi oldu bu bağlantı.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>proetcontra tarafından</title>
		<link>http://proetcontra.wordpress.com/2007/08/10/mekan-uzerine/#comment-108</link>
		<dc:creator>proetcontra</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Aug 2007 20:36:09 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://proetcontra.wordpress.com/2007/08/10/mekan-uzerine/#comment-108</guid>
		<description>Bu yönlendirme yerinde oldu, çok teşekkür ediyorum lost... İnanılmaz güzel bir yazı, makalenin tamamı öyle. H.Ünal Hoca&#039;nın makaleleri güç anlaşılır oluyor fakat çabaların karşılığını fazla fazla veriyor. Buradan açılımlarla &#039;anladığımız&#039; mekan hakkında pek çok noktaya değinebiliriz, çok da hoş olur. Bu notu da düşelim bir kenara. Özellikle mimarinin beyaz duvar önünde sergilenen heykelden farklı bir çevrelenmeye dahil olması, yani yoğurmaya yönelik oluşların bağlam ekseninde farklı anlamlara oturması önemli bir mesele. Ontolojik hallerine &#039;öncesinde olarak&#039; bakmak gerekiyorsa mevcut anlamlarına  &#039;esnasında olarak&#039; bakmak gerekiyor... Tekrar teşekkürler...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yönlendirme yerinde oldu, çok teşekkür ediyorum lost&#8230; İnanılmaz güzel bir yazı, makalenin tamamı öyle. H.Ünal Hoca&#8217;nın makaleleri güç anlaşılır oluyor fakat çabaların karşılığını fazla fazla veriyor. Buradan açılımlarla &#8216;anladığımız&#8217; mekan hakkında pek çok noktaya değinebiliriz, çok da hoş olur. Bu notu da düşelim bir kenara. Özellikle mimarinin beyaz duvar önünde sergilenen heykelden farklı bir çevrelenmeye dahil olması, yani yoğurmaya yönelik oluşların bağlam ekseninde farklı anlamlara oturması önemli bir mesele. Ontolojik hallerine &#8216;öncesinde olarak&#8217; bakmak gerekiyorsa mevcut anlamlarına  &#8216;esnasında olarak&#8217; bakmak gerekiyor&#8230; Tekrar teşekkürler&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>thelosthighway tarafından</title>
		<link>http://proetcontra.wordpress.com/2007/08/10/mekan-uzerine/#comment-107</link>
		<dc:creator>thelosthighway</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Aug 2007 15:22:34 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://proetcontra.wordpress.com/2007/08/10/mekan-uzerine/#comment-107</guid>
		<description>Sevgili ProC,

Merhaba,

Hasan Ünal Nalbantoğlu’nun “Nedir Mekân Dedikleri?” başlıklı enfes bir makalesini okudum yakınlarda. Makaleyi okuyunca senin “Mekan Üzerine” başlıklı yazın geldi aklıma hemen.  Konuştuklarımıza bir katkısı olur düşüncesiyle Nalbantoğlu’nun görüşlerinin bir kısmını paylaşmak istiyorum seninle. Bana çok katkısı oldu bu makalenin. İlgini çekerse tamamını okuyabilirsin. Linki yorumun sonunda vereceğim.

Nalbantoğlu, ‘Mekan’ sözcüğünün kapsamının genişlediğini, örselendiğini, mimarlık pratiklerinde çözümleme yetersizliğinden ötürü sözcüğün aceleyle, kolayca sarf edildiğinden duyulan rahatsızlığını dile getiriyor öncelikle.

Yeni bir mekan algısı, dolayısıyla mekânın sayıların egemen olduğu yeni bir geometrik anlayışla temsil edilişi, M.Ö. VI. yy’da İyonya’da (özellikle Anaksimandros’la birlikte) Antik Çağ Yunan kozmolojisi, astronomisi, giderek de Yunan siyasi düşüncesinde yer tutmaya başlıyor. O günkü Mekan anlayışıyla ve üstelik bundan hareketle Mekan’a günümüz anlayışıyla bakmanın ne ölçüde meşru olduğunu da sorgulamak gerekiyor.

Nalbantoğlu daha sonra Heidegger’e getiriyor meseleyi ve Felsefe-Mimari-Sanat bağlamında konuyu derinlemesine kat ediyor.

Heidegger’in ‘zaman’ kavramının yanında ‘mekân’ı tümüyle göz ardı etmediğini ileri sürüyor Nalbantoğlu. Heidegger, ‘mekan’ ile ‘zaman’ın biraradalığı nedeniyle iki kavramı birlikte ele alıyor ve bu anlamda Aristo’ya yaslanıyor. Heidegger, Aristo’daki mekan ve ‘yer değiştirme’ (hareket) kavramlarının bizim anladığımızın ötesinde ve onlardan farklı içeriklere sahip olduğunu hatırlatıyor.

Burada iki kavram var: Tópos (yer değiştirme) ve khóra (mekan). Aristo, khóra sözcüğünü pek açmıyor. Onun asıl uğraştığı kavram ‘yer’. ‘Yer’i “bir cismin kapladığı mekân parçası” olarak tanımlıyor. Bu, bildiğimiz mekan öğretisinden çok farklı.

İlginç olan şu: Khóra (mekân?) hakkında Aristo susuyor, buradan onun khóra’yı tanımlanamaz gördüğü sonucunu çıkarabilir miyiz? Aristo’nu, ‘Zaman’ hakkında soyut tartışmaya denk düşen bir mekan teorisinin yokluğuna karşın sanki mekanda pozisyona (tò poû) ilişkin bir teorisi var gibi. 

Tópos sözcüğüyle Aristo, aslında, bir cismin ‘bir yerde bulunuş’unu ifade ediyor. Ona göre  tópos’un üç anlamı var: 1. tópos devingen, uçsuz bucaksız, kavraması zor bir şeydir; 2. sanki bir kap gibi içi doldurulan bir şey; yani hem sabit, hem de devingen. 3. bir de mekan

Özetle, Aristo’da mekan herhangi bir şeyin (örneğin bir cisim) deviniminde doğal olarak tuttuğu yer olup (eğer bir şey oradaysa o yer onun doğal yeridir), onun dış yüzeyi bir başka şeyin dış yüzeyiyle temastadır. Bu durumda, bir şeyin ‘bulunduğu yer’ o şeyi (cismi) kucaklamakta, sarmaktadır; yoksa onun içine giren ya da bizim anladığımız anlamda o şeyin içini işgal ettiği mekan değildir. Aristo’da boş bir yer, içinde hiç bir şeyin bulunmadığı, soyut bir mekân tahayyülü yoktur.

Modern düşüncede mekan anlayışıyla ilgili olarak farklı bir görüş egemen olmaya başlıyor: “Mekan üç boyutlu uzanım, extensio”dur [»Raum ist die dreidimensionale Ausdehnung, extensio.«] Bu görüş, mimar, sosyolog ya da felsefeci, modern kafalarımızın pek kolay benimseyemeyeceği bir görüş.

Heidegger’in mimarlığa da örnek olabilecek bir saptaması var: Mimar fantezisi bile inşa edilsin ya da edilmesin, düşünülen, tasarlanan binayı ister istemez çevresi içinde düşünmektir (sarandünya; manzara). Bu ille de bir açıklama gerektirmez; fenomenolojik olarak görülmesi yeter. Sanatın zamandışılığı karşısında bizim sanatı deneyimleyişimizin zamansallığı söz konusu olduğunda da, eğer mimari bir yapı ‘sanat çalışması’ olarak da düşünülecekse, burada salt mekanla değil, zamanla da ilgili bir meseleyle yüz yüzeyiz demektir.

Sanat ve mimari ile ilgili Gadamer’den şu alıntıyı birebir yapmak konuyu daha da zenginleştiriyor: “Her sanat çalışması kendi zamansallığını yükler omuzlarımıza.  Bu salt dil, müzik ve dansla ilgili sanatlarla da sınırlı değildir. Daha durağan sanatları düşündüğümüzde anımsamamız gereken şu ki, resimleri de kurgulamak ve okumak, mimarî biçimler içine girip onları keşfetmek zorunda kalıyoruz.  Bunlar da zamansal süreçlerdir.  Bir resmi bir başka resim kadar çabuk anlayamayabiliriz.  Hele mimarlık söz konusu olduğunda bu daha da doğrudur.  Çağımızın teknolojik yeniden-üretme biçimleri bizi öylesine yanıltıyor ki, insan kültürünün herhangi bir büyük mimarlık anıtı önünde ilk kez durduğumuzda belirli bir düş kırıklığı yaşamamız çok mümkün.  Çünkü bildik fotoğraflarındaki kadar sanatsal görünmezler gözümüze. Aslında, bu düş kırıklığının bize telkin ettiği şudur: binanın imge olarak salt sanatsal niteliğiyle yetinmeyerek, ona bilfiil bir mimarlık sanatı olarak yaklaşmalıyız.  Bunun gerçekleşmesi için de binanın içinde dışında etraflıca dolaşmak gerekir.  Ancak bu yolla, çalışmada bizleri nelerin beklediğine ilişkin bir fikir edinebilir, onun yaşam hissimizi zenginleştir[ebil]mesine izin vermiş oluruz.”

Nalbantoğlu, mekanın zaman ile ilişkisi söz konusu olduğunda meselenin daha da karmaşıklaştığını söylüyor. Zamansallık üzerinden de şunları eklemek gerekiyor: Eğer insan Dasein’ı bildik gündelik yaşamında “zamanı hesaplayan [rechnend], hatta saate vuran ise…bu nedenle de hakikî [eigentlich] zamana hiç yandaş olamıyorsa,” bunun anlamı modern Dasein’ı niteleyen bireysellik halinin zamanın tüketimiyle yakından ilişkili olduğudur. Bu durumda zaman sürekli harcanıp tüketilir ve ikide bir hiç zamanının olmadığı birey tarafından biteviye dile getirilir. Heidegger’in daha 1924’de çok doğru vurguladığı gibi, önce zamanı yitir, sonra da bir saat edin.  Modern Dasein’ın ‘tekinsizliği’ [Die Unheimlichkeit des Daseins] tam da burada dışa vurmaktadır.

Bu konuda Nalbantoğlu’nun Heidegger’den yaptığı bir alıntıyla bitiriyorum: “İleriye doğru koştururken geçmişim yanında kendimi taşıdığımda zamana sahibim. Her boş lâf [“yavansöylem”; alles Gerede]…, her huzursuzluk, her koşuşturma [alle Geschäftigkeit], her uğultu ve yarış çöküverir (o zaman).  Zamanının olmaması [Keine Zeit haben] zamanı gündeliğe [Alltag] özgü kötü şimdinin içine atmak anlamına gelir (yalnızca). Gelecekte (var)olmak (ise) zamanı bahşeder [Zukünftigsein gibt Zeit], şimdiyi kurar [bildet die Gegenwart aus] ve şimdide yaşama kipi içinde geçmişin yinelenişine izin verir [läst die Vergangenheit im Wie ihres Gelebtseins wiederholen].

Böylece zaman söz konusu ise bunun anlamı şundan ibarettir: zamanın zeminindeki görüngü gelecektir  [das Grundphänomen der Zeit ist die Zukunft].”

Makalenin tamamı için: 

http://www.metu.edu.tr/~hun/articles/Turk/NedirMekan.doc</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili ProC,</p>
<p>Merhaba,</p>
<p>Hasan Ünal Nalbantoğlu’nun “Nedir Mekân Dedikleri?” başlıklı enfes bir makalesini okudum yakınlarda. Makaleyi okuyunca senin “Mekan Üzerine” başlıklı yazın geldi aklıma hemen.  Konuştuklarımıza bir katkısı olur düşüncesiyle Nalbantoğlu’nun görüşlerinin bir kısmını paylaşmak istiyorum seninle. Bana çok katkısı oldu bu makalenin. İlgini çekerse tamamını okuyabilirsin. Linki yorumun sonunda vereceğim.</p>
<p>Nalbantoğlu, ‘Mekan’ sözcüğünün kapsamının genişlediğini, örselendiğini, mimarlık pratiklerinde çözümleme yetersizliğinden ötürü sözcüğün aceleyle, kolayca sarf edildiğinden duyulan rahatsızlığını dile getiriyor öncelikle.</p>
<p>Yeni bir mekan algısı, dolayısıyla mekânın sayıların egemen olduğu yeni bir geometrik anlayışla temsil edilişi, M.Ö. VI. yy’da İyonya’da (özellikle Anaksimandros’la birlikte) Antik Çağ Yunan kozmolojisi, astronomisi, giderek de Yunan siyasi düşüncesinde yer tutmaya başlıyor. O günkü Mekan anlayışıyla ve üstelik bundan hareketle Mekan’a günümüz anlayışıyla bakmanın ne ölçüde meşru olduğunu da sorgulamak gerekiyor.</p>
<p>Nalbantoğlu daha sonra Heidegger’e getiriyor meseleyi ve Felsefe-Mimari-Sanat bağlamında konuyu derinlemesine kat ediyor.</p>
<p>Heidegger’in ‘zaman’ kavramının yanında ‘mekân’ı tümüyle göz ardı etmediğini ileri sürüyor Nalbantoğlu. Heidegger, ‘mekan’ ile ‘zaman’ın biraradalığı nedeniyle iki kavramı birlikte ele alıyor ve bu anlamda Aristo’ya yaslanıyor. Heidegger, Aristo’daki mekan ve ‘yer değiştirme’ (hareket) kavramlarının bizim anladığımızın ötesinde ve onlardan farklı içeriklere sahip olduğunu hatırlatıyor.</p>
<p>Burada iki kavram var: Tópos (yer değiştirme) ve khóra (mekan). Aristo, khóra sözcüğünü pek açmıyor. Onun asıl uğraştığı kavram ‘yer’. ‘Yer’i “bir cismin kapladığı mekân parçası” olarak tanımlıyor. Bu, bildiğimiz mekan öğretisinden çok farklı.</p>
<p>İlginç olan şu: Khóra (mekân?) hakkında Aristo susuyor, buradan onun khóra’yı tanımlanamaz gördüğü sonucunu çıkarabilir miyiz? Aristo’nu, ‘Zaman’ hakkında soyut tartışmaya denk düşen bir mekan teorisinin yokluğuna karşın sanki mekanda pozisyona (tò poû) ilişkin bir teorisi var gibi. </p>
<p>Tópos sözcüğüyle Aristo, aslında, bir cismin ‘bir yerde bulunuş’unu ifade ediyor. Ona göre  tópos’un üç anlamı var: 1. tópos devingen, uçsuz bucaksız, kavraması zor bir şeydir; 2. sanki bir kap gibi içi doldurulan bir şey; yani hem sabit, hem de devingen. 3. bir de mekan</p>
<p>Özetle, Aristo’da mekan herhangi bir şeyin (örneğin bir cisim) deviniminde doğal olarak tuttuğu yer olup (eğer bir şey oradaysa o yer onun doğal yeridir), onun dış yüzeyi bir başka şeyin dış yüzeyiyle temastadır. Bu durumda, bir şeyin ‘bulunduğu yer’ o şeyi (cismi) kucaklamakta, sarmaktadır; yoksa onun içine giren ya da bizim anladığımız anlamda o şeyin içini işgal ettiği mekan değildir. Aristo’da boş bir yer, içinde hiç bir şeyin bulunmadığı, soyut bir mekân tahayyülü yoktur.</p>
<p>Modern düşüncede mekan anlayışıyla ilgili olarak farklı bir görüş egemen olmaya başlıyor: “Mekan üç boyutlu uzanım, extensio”dur [»Raum ist die dreidimensionale Ausdehnung, extensio.«] Bu görüş, mimar, sosyolog ya da felsefeci, modern kafalarımızın pek kolay benimseyemeyeceği bir görüş.</p>
<p>Heidegger’in mimarlığa da örnek olabilecek bir saptaması var: Mimar fantezisi bile inşa edilsin ya da edilmesin, düşünülen, tasarlanan binayı ister istemez çevresi içinde düşünmektir (sarandünya; manzara). Bu ille de bir açıklama gerektirmez; fenomenolojik olarak görülmesi yeter. Sanatın zamandışılığı karşısında bizim sanatı deneyimleyişimizin zamansallığı söz konusu olduğunda da, eğer mimari bir yapı ‘sanat çalışması’ olarak da düşünülecekse, burada salt mekanla değil, zamanla da ilgili bir meseleyle yüz yüzeyiz demektir.</p>
<p>Sanat ve mimari ile ilgili Gadamer’den şu alıntıyı birebir yapmak konuyu daha da zenginleştiriyor: “Her sanat çalışması kendi zamansallığını yükler omuzlarımıza.  Bu salt dil, müzik ve dansla ilgili sanatlarla da sınırlı değildir. Daha durağan sanatları düşündüğümüzde anımsamamız gereken şu ki, resimleri de kurgulamak ve okumak, mimarî biçimler içine girip onları keşfetmek zorunda kalıyoruz.  Bunlar da zamansal süreçlerdir.  Bir resmi bir başka resim kadar çabuk anlayamayabiliriz.  Hele mimarlık söz konusu olduğunda bu daha da doğrudur.  Çağımızın teknolojik yeniden-üretme biçimleri bizi öylesine yanıltıyor ki, insan kültürünün herhangi bir büyük mimarlık anıtı önünde ilk kez durduğumuzda belirli bir düş kırıklığı yaşamamız çok mümkün.  Çünkü bildik fotoğraflarındaki kadar sanatsal görünmezler gözümüze. Aslında, bu düş kırıklığının bize telkin ettiği şudur: binanın imge olarak salt sanatsal niteliğiyle yetinmeyerek, ona bilfiil bir mimarlık sanatı olarak yaklaşmalıyız.  Bunun gerçekleşmesi için de binanın içinde dışında etraflıca dolaşmak gerekir.  Ancak bu yolla, çalışmada bizleri nelerin beklediğine ilişkin bir fikir edinebilir, onun yaşam hissimizi zenginleştir[ebil]mesine izin vermiş oluruz.”</p>
<p>Nalbantoğlu, mekanın zaman ile ilişkisi söz konusu olduğunda meselenin daha da karmaşıklaştığını söylüyor. Zamansallık üzerinden de şunları eklemek gerekiyor: Eğer insan Dasein’ı bildik gündelik yaşamında “zamanı hesaplayan [rechnend], hatta saate vuran ise…bu nedenle de hakikî [eigentlich] zamana hiç yandaş olamıyorsa,” bunun anlamı modern Dasein’ı niteleyen bireysellik halinin zamanın tüketimiyle yakından ilişkili olduğudur. Bu durumda zaman sürekli harcanıp tüketilir ve ikide bir hiç zamanının olmadığı birey tarafından biteviye dile getirilir. Heidegger’in daha 1924’de çok doğru vurguladığı gibi, önce zamanı yitir, sonra da bir saat edin.  Modern Dasein’ın ‘tekinsizliği’ [Die Unheimlichkeit des Daseins] tam da burada dışa vurmaktadır.</p>
<p>Bu konuda Nalbantoğlu’nun Heidegger’den yaptığı bir alıntıyla bitiriyorum: “İleriye doğru koştururken geçmişim yanında kendimi taşıdığımda zamana sahibim. Her boş lâf [“yavansöylem”; alles Gerede]…, her huzursuzluk, her koşuşturma [alle Geschäftigkeit], her uğultu ve yarış çöküverir (o zaman).  Zamanının olmaması [Keine Zeit haben] zamanı gündeliğe [Alltag] özgü kötü şimdinin içine atmak anlamına gelir (yalnızca). Gelecekte (var)olmak (ise) zamanı bahşeder [Zukünftigsein gibt Zeit], şimdiyi kurar [bildet die Gegenwart aus] ve şimdide yaşama kipi içinde geçmişin yinelenişine izin verir [läst die Vergangenheit im Wie ihres Gelebtseins wiederholen].</p>
<p>Böylece zaman söz konusu ise bunun anlamı şundan ibarettir: zamanın zeminindeki görüngü gelecektir  [das Grundphänomen der Zeit ist die Zukunft].”</p>
<p>Makalenin tamamı için: </p>
<p><a href="http://www.metu.edu.tr/~hun/articles/Turk/NedirMekan.doc" rel="nofollow">http://www.metu.edu.tr/~hun/articles/Turk/NedirMekan.doc</a></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>proetcontra tarafından</title>
		<link>http://proetcontra.wordpress.com/2007/08/10/mekan-uzerine/#comment-98</link>
		<dc:creator>proetcontra</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Aug 2007 23:57:28 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://proetcontra.wordpress.com/2007/08/10/mekan-uzerine/#comment-98</guid>
		<description>Amin! :)</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Amin! <img src='http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>kacakkova tarafından</title>
		<link>http://proetcontra.wordpress.com/2007/08/10/mekan-uzerine/#comment-97</link>
		<dc:creator>kacakkova</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Aug 2007 22:57:32 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://proetcontra.wordpress.com/2007/08/10/mekan-uzerine/#comment-97</guid>
		<description>rabbim sen bizim aklimiza mukayyet ol !</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>rabbim sen bizim aklimiza mukayyet ol !</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>proetcontra tarafından</title>
		<link>http://proetcontra.wordpress.com/2007/08/10/mekan-uzerine/#comment-96</link>
		<dc:creator>proetcontra</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Aug 2007 22:27:54 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://proetcontra.wordpress.com/2007/08/10/mekan-uzerine/#comment-96</guid>
		<description>Bir tek ben karmaşık yazmıyorum demek ki:) Banu teşekkür ederim, bir uzman görüşüne ihtiyacımız vardı bu meselede. Arap olmamız yerindedir...

Resim ya da heykel için, aslında mekânda yer kaplayan tüm varlıklar için bir boşluktan söz edebileceğimiz doğru. Fakat daima dolu bir boşluk. Göreceli. Bir sınır içerisinde, onu çevreleyen kütle ya da yüzeyde açılmış bir boşluk. Fakat kendi içinde birşeylerle doldurulmuş; havayla, boyayla ya da –hiç olmazsa- varlıkla; esir.

Giacometti için Genet de benzer şekilde, onun objelerine bakarken zamanın yok olduğunu, o objelerin zamanın ötesinde var olduğunu söyler. Sartre ve Genet’nin arkadaş olduklarını düşünecek olursak biri mekânsallık, diğeri zamansallık açısından değerlendirmek üzere Giacometti’yi paylaşmışlar diyebiliriz:)

Mekan ille dolu olmak zorunda mıdır? Yani bir boşluk-makro ya da mikro düzeyde bir boşluk- bir şekilde boşluk olabilmiş değil midir? Peki onun ‘yok’ yerine boşluk olması, yani varolması neye bağlı? Boşluk da varolmak için boşluğunu yerleştirebileceği bir mekana ihtiyaç duymaz mı? Demek ki ontolojik mekandan bahsettiğimizde boşluk da doluluk gibi bir durum ya da varoluş biçimi oluyor. Yani mekanda bulunmak koşuluyla doluluğun antitezi oluyor. Ben boşluğu yokluğun imkansız doluluğu olarak okumadığım sürece ikisi arasında yaptığım kategoriözdeş değerlendirme, ‘anoloji’ kavramı ile ‘kalem’ nesnesi arasında bir ilişki kurmaya benzer.

Madem ‘boşluk’ güncel fizikte &#039;vakum ortamlar&#039; ile açıklanıyor ve bu boşluk salınımlardan arındırılamıyor, o halde ona ‘hiçlik’ ya da ‘yokluk’ dememiz mümkün değil. Bu durumda yokluk ve boşluk kavramlarının anlamlarını belirlemek, ikisi arasındaki ilişkiyi bu şekilde kavramak zorundayız. Tıpkı modern fizikte günlük/gözlemlenebilir düzeyden mikro düzeye geçildiğinde genelgeçer kuralların geçerliliğini yitirmesi ve yeni parametrelere ve denklemlere ihtiyaç duyulması gibi, günlük hayatta kullandığımız boşluk ile ontolojik düzlemdeki boşluk kavramları arasında da bir ayrım gerekiyor. ( [–Söylediklerimden aklında ne kaldı? –Koca bir boşluk!] diyaloğundaki boşluk bir görece (mutlak olmayan) yokluğu imliyor; anlatılanlar dinleyicide bir yokluk halinde olsa da aslında anlatılmış olarak duruyorlar ve mesela anlatan için bir yokluk değiller. Mutlak yokluğun varlığıysa zaten kendi paradoksuyla ortaya çıkıyor: Yokluk varsa demek ki yokluk var; yokluk yoksa demek ki yokluk var.) Einstein’ın boşluk’a olabilirlik yönünden yüklediği anlama bakınca, cümlesini kurarken kullandığı gerçek kelimeyi ve o kelimenin Türkçedeki karşılıklarını bilmek gerektiğini düşündüm…

Demek ki ben (ontolojik düzlemde konuştuğum için) yokluk demem gereken yerde boşluk diyerek halt etmişim:) Mekan’ı imkan kelimesinden türemiş olarak görmek her zaman hoşuma gitti; mekan’ın antitezi yoktur demeliyim. Onun antitezi yoktur, o halde onun antitezi boşluk değil yokluktur. (Fakat günlük kullanımda indirgeyebiliriz, yanlış sonuç vermez:))

Kozalak bu, parçacıkları neler saklıyor kimbilir…</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bir tek ben karmaşık yazmıyorum demek ki:) Banu teşekkür ederim, bir uzman görüşüne ihtiyacımız vardı bu meselede. Arap olmamız yerindedir&#8230;</p>
<p>Resim ya da heykel için, aslında mekânda yer kaplayan tüm varlıklar için bir boşluktan söz edebileceğimiz doğru. Fakat daima dolu bir boşluk. Göreceli. Bir sınır içerisinde, onu çevreleyen kütle ya da yüzeyde açılmış bir boşluk. Fakat kendi içinde birşeylerle doldurulmuş; havayla, boyayla ya da –hiç olmazsa- varlıkla; esir.</p>
<p>Giacometti için Genet de benzer şekilde, onun objelerine bakarken zamanın yok olduğunu, o objelerin zamanın ötesinde var olduğunu söyler. Sartre ve Genet’nin arkadaş olduklarını düşünecek olursak biri mekânsallık, diğeri zamansallık açısından değerlendirmek üzere Giacometti’yi paylaşmışlar diyebiliriz:)</p>
<p>Mekan ille dolu olmak zorunda mıdır? Yani bir boşluk-makro ya da mikro düzeyde bir boşluk- bir şekilde boşluk olabilmiş değil midir? Peki onun ‘yok’ yerine boşluk olması, yani varolması neye bağlı? Boşluk da varolmak için boşluğunu yerleştirebileceği bir mekana ihtiyaç duymaz mı? Demek ki ontolojik mekandan bahsettiğimizde boşluk da doluluk gibi bir durum ya da varoluş biçimi oluyor. Yani mekanda bulunmak koşuluyla doluluğun antitezi oluyor. Ben boşluğu yokluğun imkansız doluluğu olarak okumadığım sürece ikisi arasında yaptığım kategoriözdeş değerlendirme, ‘anoloji’ kavramı ile ‘kalem’ nesnesi arasında bir ilişki kurmaya benzer.</p>
<p>Madem ‘boşluk’ güncel fizikte &#8216;vakum ortamlar&#8217; ile açıklanıyor ve bu boşluk salınımlardan arındırılamıyor, o halde ona ‘hiçlik’ ya da ‘yokluk’ dememiz mümkün değil. Bu durumda yokluk ve boşluk kavramlarının anlamlarını belirlemek, ikisi arasındaki ilişkiyi bu şekilde kavramak zorundayız. Tıpkı modern fizikte günlük/gözlemlenebilir düzeyden mikro düzeye geçildiğinde genelgeçer kuralların geçerliliğini yitirmesi ve yeni parametrelere ve denklemlere ihtiyaç duyulması gibi, günlük hayatta kullandığımız boşluk ile ontolojik düzlemdeki boşluk kavramları arasında da bir ayrım gerekiyor. ( [–Söylediklerimden aklında ne kaldı? –Koca bir boşluk!] diyaloğundaki boşluk bir görece (mutlak olmayan) yokluğu imliyor; anlatılanlar dinleyicide bir yokluk halinde olsa da aslında anlatılmış olarak duruyorlar ve mesela anlatan için bir yokluk değiller. Mutlak yokluğun varlığıysa zaten kendi paradoksuyla ortaya çıkıyor: Yokluk varsa demek ki yokluk var; yokluk yoksa demek ki yokluk var.) Einstein’ın boşluk’a olabilirlik yönünden yüklediği anlama bakınca, cümlesini kurarken kullandığı gerçek kelimeyi ve o kelimenin Türkçedeki karşılıklarını bilmek gerektiğini düşündüm…</p>
<p>Demek ki ben (ontolojik düzlemde konuştuğum için) yokluk demem gereken yerde boşluk diyerek halt etmişim:) Mekan’ı imkan kelimesinden türemiş olarak görmek her zaman hoşuma gitti; mekan’ın antitezi yoktur demeliyim. Onun antitezi yoktur, o halde onun antitezi boşluk değil yokluktur. (Fakat günlük kullanımda indirgeyebiliriz, yanlış sonuç vermez:))</p>
<p>Kozalak bu, parçacıkları neler saklıyor kimbilir…</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>thelosthighway tarafından</title>
		<link>http://proetcontra.wordpress.com/2007/08/10/mekan-uzerine/#comment-95</link>
		<dc:creator>thelosthighway</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Aug 2007 13:14:08 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://proetcontra.wordpress.com/2007/08/10/mekan-uzerine/#comment-95</guid>
		<description>bişi anladıysam arap olayım...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>bişi anladıysam arap olayım&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>
